|
|||||||
|
|
|
|||||
|
|
|||||||
Değişen Dünyamızda Kütüphanecilik
Selma (Aslan) Alpay
A. Ü. D T C F Kütüphanecilik Bölümü'nün böyle bir konferanslar dizisi yapmağa karar vermesinden büyük memnuniyet duydum. Bu dizinin ilk konferansına konuşmacı olarak seçilmiş olmaktan onur duyduğumu belirtmek isterim. Teşekkür ederim.
Dinleyici grubunun çoğunluğunu öğrencilerin oluşturacağını düşünerek onların ilgisini çekeceğini umduğum bir konu seçtim ve izninizle onlara hitap edeceğim. Ancak yaşam beşikten mezara bir öğrenme süreci olduğuna göre bence kendimizi onlardan çok ta uzakta görmemeliyiz
.
Çoğunuzun, büyük bir olasılıkla çok farklı hayaller kurarken, kaderin, daha somutlamak gerekirse, üniversite giriş sınavlarının bir cilvesi ile yolları burada kesişti. Sizlerle günümüzde ve yakın gelecekte bir kütüphanecinin formasyonunun ne olması gerektiği, bir kütüphanecinin nasıl biri olması gerektiği konusundaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Uzunca bir süredir, iş dünyasını ve günlük yaşamı her yönüyle etkileyen iletişim ve bilişim teknolojilerinin mesleğimize yansımaları sonucu, bu teknolojilerin meslek alanımızdaki uygulamalarına yoğunlaştık. Internet'ten, konsorsiyumlardan, elektronik yayınlardan hararetle söz ediyoruz. Ama teknolojiyi öğrenip uygulamakla iş bitiyor mu? Tabii ki hayır.
Teknolojik olanaklar insanların yaşam tarzını, beklentilerini, olaylara yaklaşımlarını değiştiriyor. Bu değişim de hizmet sektöründe çalışan bizleri ilgilendiriyor. Bu verilerin ışığında değinmek istediğim konular, değişen ortamın bize sunduğu yeni çalışma alanları ve sahip olmamız gereken bilgi ve beceriler. Bu becerilerden bazıları her zaman sahip olmamız gereken şeylerdi. Ama bugün daha da önem kazanmış bulunuyorlar. En azından vurgularda değişiklik oluyor. Bu oldukça kapsamlı bir konu. Çoğunuzun olanak bulursanız üniversitelerde veya özel sektörde çalışmayı yeğlediğinizi biliyorum. Bu nedenle de genel bazı noktalara değindikten sonra konuşmamı bu alanlarla sınırlı tutacağım.
Söylemek istediklerimi mesleki yayınlar da destekliyor mu diye bazı kaynaklara baktım. Bunlardan birinde ilk kez karşılaştığım ve gerçekten kapsamlı yeni bir formülü sizlerle paylaşmak istiyorum. Neyi, niçin ve hangi becerilerle yapacağımızı ortaya koymak için önce çevreyi değerlendirmek gerekir. Çevreyi değerlendirmek için kullanılan geleneksel yöntem anımsayacağınız üzere, kısaca PEST ya da STEP diye adlandırılan politik, ekonomik, sosyal ve teknolojik koşulların bir analizini yapmaktı. Bu yeni formül ise analizi yapılacak alanların İngilizce adları birleştirildiğinde SEPTEMBER kısaltmasını veriyor ve bu adla anılıyor: Society (Toplum), Ekonomik durum, Politik durum, Teknoloji , Eğitim, Piyasa (Marketplace), İş dünyası (Business), Etik ve Yasal düzenlemeler (Regulations) ( Corrall ve Brewerton, 1999, 4-5).
Bu başlıklar altında incelenecek değişkenlerden bazı örnekler şunlar olabilir:
· Toplum - yaşam tarzındaki değişiklikler, yaşamdan beklentiler, tüketici davranışları, nüfus değişimi gibi sosyo-kültürel ve demografik eğilimler
· Ekonomik durum - ulusal üretim, faiz oranları, paranın değerindeki oynamalar, istihdam eğilimleri, enerji kaynaklarının maliyeti, küreselleşme gibi konular
· Politika - hükümetin dengesi, kamu harcamaları, endüstri politikası, vergilendirme vb.
· Teknoloji - yazılım ve donanım alanındaki gelişmeler, standartlar ve güvenlik …
· Eğitim - Evde, okulda, işte, tüm boyutları ile yaşamboyu öğrenim, okuryazarlık düzeyi, beceri eksiklikleri, mesleki nitelikler …
· İş dünyası - İlgili sektörlerde genel eğilimler ve belirli gelişmeler
· Etik - Kurumsal politikalar ve sorumluluklar, mesleki davranış kuralları, işyeri ahlakı ..
· Yasal düzenlemeler - İş sağlığı ve güvenliği, istihdam, veri koruma, telif hakları, kontrat ve lisans anlaşmaları…
Bu oldukça uzun bir liste, ancak biraz düşününce bu unsurların herbirinin bizim çalışma alanımızı yakından ya da uzaktan ilgilendirdiğini görmek mümkün. Hepimiz olmasak bile en azından yönetim kademelerinde, hizmetin planlanmasında görev almayı hedefleyenlerin, dar anlamda mesleki bilgilerle yetinmeyip kendilerini çok yönlü olarak yetiştirmeleri gereğini ortaya koyuyor. Bunun yanında, hizmetlerimizin toplumun gereksinimleri doğrultusunda yönlendirilebilmesi ve toplumun gelişiminde hizmetlerimizin oynayabileceği rolün karar vericilere inandırıcı bir biçimde anlatılabilmesi için bu konuların sürekli yakından izlenmesi ve sağlıklı biçimde yorumlanması gerekir. Böyle bir yaklaşım önetkin olmayı sağlayacağı gibi, bizden beklenenleri nedenleriyle ve sonuçlarıyla daha iyi kavramımızı ve her duruma karşı daha hazırlıklı olmayı da sağlar.
Bu konuşmayı hazırlamak için ayırabildiğim sınırlı sürede günümüz Türkiye'sinin bu çerçeve içinde bir analizini yapmağa kalkışamadım. Bunun yerine, giderek küçülen dünyamızda, özellikle AB'ye girmenin önde gelen hedeflerden birisi olması nedeniyle, hızla daha fazla benzeşmemiz beklenen batı dünyasından bir ülke için yapılmış bir analizi, yararlı olacağı inancı ile aktarmakla yetineceğim. Bu analize dahil edilen konularda Türkiye ile ilgili bazı yorumlar yapmayı düşündüm ama mesleki konulara biran önce girebilmek için bundan özellikle kaçındım. Benim kişisel görüşüm bazı noktalarda farklılıklar göstermek ya da yavaş hareket etmekle birlikte Türkiye gündeminin bu analizle büyük ölçüde çakıştığı yönünde. Bu görüşe katılmazsanız tartışma bölümünde konuyu irdeleriz.
· Toplum - Kurumları etkileyen sosyal eğilimler arasında, çalışan kişi veya müşteri olarak kadınlarla erkekler arasında dengelerin ve dolayısıyla bu grupların etkileme güçlerinin değişmesi, yarı zamanlı ya da evden çalışma oranında artış ve etnik köken itibari ile nüfusun daha fazla çeşitlilik kazanması ön plana çıkıyor.
· Ekonomik etkenler; küreselleşme, pek çok pazarlara yeni isimlerin girmesi, gerek kamu, gerekse özel sektörde bütçeden kaynaklanan baskılar, bunun sonucu olarak kısa süreli kontratla işe almanın yaygınlaşması, endüstrinin yeniden yapılanması ve özellikle çok uluslu firma birleşmeleri sayılabilir.
· Politik baskılar kamu kurumlarını daha fazla hesap vermeye ve harcadıkları paranın değerini bulduğunu kanıtlamaya zorluyor, kaliteyi ve müşterileri için seçeneklerini artırmaya zorluyor. Ayrıca kamu kuruluşlarının, özel sektöre göre daha maliyet etkin olduklarını da göstermeleri gerekiyor.
· Teknolojik gelişmeler bizi ağlaşmaya ve sınırlayıcı etkenlerin bilgisayarımızın belleği ile mikro işlemcinin hızı yerine, veri iletişiminde kullanılan bant genişliği ile ölçüldüğü bir evreye getirdi. Kesiksiz (seamless) sağlama zinciri ile elektronik veri alışverişi (EDI) maliyetleri düşürdü ve hızlı sonuç almayı sağladı.
· Eğitim; öğrenen kurum, yaşamboyu öğrenim, öğrenen toplum kavramlarının ön plana çıkması ile evrensel boyutta üzerinde çok durulan bir konu oldu. Bireyin güçlendirilmesi ve iş dünyasının gereksinimleri doğrultusunda becerilerin her alanda geliştirilmesi önem kazandı.
· Piyasaların günümüzde en önemli karakteristiği küreselleşmeden kaynaklanan yoğunlaşmış bir rekabet. Bilgi teknolojisi daha karmaşık yaklaşımların kullanılmasına olanak sağlıyor. Bunun yanında tüketici kalitede iyileşme, daha hızlı hizmet ve kendisine uyarlanmış ürün istiyor.
· İş dünyasında, personel azaltımı, dışarıdan hizmet alımı ve iş süreçlerinin yeniden düzenlenmesi yoluyla hantallıktan kurtulma yanında kalite yönetimi ve stratejik anlaşmalar ön planda geliyor. Performansa dayalı ücretlendirme ile desteklenen sıkı bir denetim de diğer belirleyici bir özellik.
· Etik açıdan ekonomik kalkınmanın çevreye ve sosyal refaha etkileri kaygı yaratan konular arasında yer alıyor. Kuruluşlar üzerinde içinde bulundukları yerel topluluğa karşı sorumluluklarını kabul etmeleri ve paylaşılan ortak değerlere sahip çıkmaları için baskı var.
· Yasal düzenlemelerle ilgili olarak gündemdeki konular ağ ortamında elektronik ticaretin nasıl yürütüleceği ve kontrol edileceği, düşünsel ürünlerlerle ilgili telif hakları sorunları, kişisel bilginin gizliliği ve bilgi edinme özgürlüğü arasındaki çatışma ve tahrik edici materyallerden korunma var. (Corrall ve Brewerton, 1999, 11-12).
Bunlara eklemek istediğim iki noktadan biri özel sektörde dikkate değer ölçüde benimsenen bilgi yönetimi yaklaşımı; ikincisi ise kaynağa dayalı öğrenim modeli ile açık ve çevrim-içi öğretimin üniversitelerde ön plana çıkması. Nasıl bir formasyona sahip olmamız gerektiğini örneklemek için bu iki konuyu ele almakta yarar görüyorum.
Kurumlarda "bilgi yönetimi" ve bu yaklaşımda kütüphanecilerin alabileceği rolden söz etmeden önce terminolojiye açıklık getirmek isterim. Türkçe'de "bilgi"sözcüğünü, hem işlenmiş veri olan ve "kim", "ne", "nerede", "ne zaman" sorularına yanıt veren "enformasyon" için, hem de "nasıl" sorusuna yanıt veren ve verilerle enformasyonun uygulaması olan ve İngilizce'de "knowledge" denen "bilgi" için kullanıyoruz. "Enformasyon"la "bilgi"nin bu şekilde birbirinden ayrılışını Bellinger'dan aldım. Tahmin edeceğiniz gibi bu konuda da çeşitli yaklaşımlar var. (Bellinger, t.y.) Davenport ve Prusak'a soracak olursanız veriden bilgeliğe uzanan çizgide işlenmişlik düzeyine göre bir hiyerarşi vardır. Buna karşın böyle bir hiyerarşiye gerek duymayan Thomas Stewart "bir adamın bilgisi diğeri için veri oluşturabilir" der (Corrall, 1999, s. 2) . Biz, en iyisi bu tartışmaları burada bırakalım.
Bilgi yönetimi araçlarının sayısal kütüphanelerin düzenlenmesinde kullanılması da konunun ayrı bir boyutu, ancak bu oldukça teknik yöne de değinmeyeceğim (Rydberg-Cox, 2000).
Benim sözünü etmek istediğim "bilgi yönetimi", "İngilizcesi "knowledge management" olan ve 90'lı yıllarda yaygınlık kazanan bir yönetim yaklaşımıdır. 1996'da ABD'de yapılan bir araştırmaya göre 1990-1995 yılları arasında şirketlerin % 30'u kütüphanelerini ya tamamen kapatmış ya da küçültmüşlerdi. Diğer bir araştırma ise 2001'e kadar özel sektördeki kütüphanelerin, kurumun bilgi yönetimi ile etkin bir entegrasyona geçmezlerse yok olacakları sonucunu çıkarıyordu (Klobas, 1997, s.50). Demek ki kütüphaneciler özel sektörde yerlerini korumak istiyorlarsa bilgi yönetimi ile ilgilenmeleri gereklidir.
Peki, bilgi yönetimi nedir? Bilgi yönetimi iki ana yönü olan bir iş faaliyetidir:
· İş faaliyetlerinin bilgi ögesini, kurumun her düzeydeki strateji, politika ve uygulamalarına yansıtacak ölçüde önemle ele almak.
· Kurumun, kayıtlı ya da kayıtsız tüm entellektüel varlıkları ile işte alınan sonuçlar arasında doğrudan bağlantı kurmak (Barclay, 1997, s.1).
Diğer bir tanıma göre de bilgi yönetimi "bir kuruluşun tüm enformasyon varlığının belirlenmesi, yönetilmesi ve paylaşılması için bütünleşik bir yaklaşımı teşvik eden bir disiplindir. Bu enformasyon varlığı veritabanları, belgeler, politikalar, usuller olabildiği gibi; her bir çalışanın sahip olduğu ama daha önce ifade edilmemiş olan deneyim ve uzmanlıkları da olabilir" (Corrall, 1999, s.2).
Bu tanımlardan anlaşılacağı gibi, bu yaklaşımla, kurum içinde çalışan bireylerin sahip oldukları bilgileri ortak kurumsal bilgiye dönüştürmek, paylaşmak ve böylece rekabet ortamında avantaj kazanmak söz konusudur.
Neden kurumlar bilgi yönetimine gereksinim duymaktadırlar? Bellibaşlı etkenleri şöyle sıralayabiliriz:
· Piyasalar giderek daha rekabetçi bir hal almakta ve kurumlar bilgi temelinde rekabet etmektedirler.
· Rekabetçi baskılar dünyada değerli iş bilgilerine sahip güçleri sayıca azaltmaktadır.
· Ürünler ve hizmetler önemli bir enformasyon ögesi taşımakta ve giderek karmaşıklaşmaktadır.
· Deneme yapmak ve bilgi toplamak için ayırabilecek zaman giderek azalmaktadır.
· Personel indirimleri, erken emeklilik ve iş gücünün hareketliliğinin artması bilgi kaybına yol açmakta ve gayriresmi bilgiyi resmi bilgiye dönüştürme gereği yaratmaktadır.
· Stratejik olarak yeğlenen yeni yönlenmeler de belli bir alandaki bilginin kaybına yol açabilmektedir.
· Yaşamboyu öğrenim kaçınılmaz bir gerçekliğe dönüşmüştür (Barclay, 1997, s.5)
Bu etkenler nedeniyle uygulanan bilgi yönetimi, pratikte, kurumun sahip olduğu entellektüel varlıkları belirlemek, haritalamak ve rekabet ortamında avantaj sağlamak için yeni bilgiler üretmek üzere kullanmak; ve böylece çok büyük miktardaki kurumsal bilgiyi erişilebilir hale getirmek, en iyi uygulamaları paylaşmaktır. Bunlar, kuşkusuz, ağ ortamında ortak çalışmaya ve Intranet'lerin kurulmasına olanak tanıyan bilgi teknolojisi sayesinde gerçekleşebilmektedir (Barclay, 1997, s.1).
Bilgi yönetiminden beklentiler ise:
· insan sermayesini, yapısal sermayeye dönüştürmek,
· bilgi kaybını önlemek, hataların tekrarlanmasını önlemek,
· bir sonuca ulaşmak için tekrar tekrar aynı emeği harcamak durumunda kalmamak,
· problem çözmede zaman kazanmak,
· yenilikciliği ve yaratıcılığı canlandırmak ve
· müşterilere daha da yakın olabilmektir (Corrall, 1999, s.5).
Neden uygulandığını ve ne olduğunu kısaca gözden geçirdiğimiz bilgi yönetiminin temelinde yatan önemli ögelerden biri bilgi aktarımı. Kütüphanecilere ne gibi bir rol düşebileceğini görebilmek ve bu oyunun diğer oyuncularını saptayabilmek için bu aşamada bilgi aktarımını biraz irdeleyelim.
Kullanılmak üzere bilgi, araştırma ve geliştirme, kurumsal öğrenim ve bilgi aktarımı yoluyla sağlanır. Bilgi aktarımı, hem var olan kurum içi bilginin paylaşımını, hem de dış kaynaklardan bilgi sağlamayı içerir. Bu bilgiler kendi başlarına kurumun entellektüel varlığına bir katkı oldukları gibi, araştırma-geliştirme çalışmalarında kullanılmaları nedeniyle de ayrıca dolaylı bir katkı da sağlarlar. (Tablo 1) (Klobas, 1997, 42-43).
Dış kaynaklı bilgilerin sağlanması bizim öteden beri yapageldiğimiz bir iş. Bu yönüyle bilgi aktarımı ilgi alanımıza giriyor. Enformasyon teknolojisi, belge yönetimi ve halkla ilişkiler alanlarında çalışanlar da bilgi aktarımı ile ilgilidirler. Ne var ki, bugüne değin bunların her biri, birbirinden bağımsız farklı fonksiyonel ekipler halinde çalışıyorlardı. Bilgi yönetimi, kurumlara, yöneticilere ve bu alanda çalışanlara; bilgi aktarımını bütünlük içinde ele alma olanağı sağlamaktadır.
Bilgi aktarımında belli başlı beş faaliyet alanı vardır:
· Daha önce ifade edilmemiş bilginin ifadesi (Neyin bilindiğinin bilinmesi)
· Bilginin kaydı (bir şeyin bilindiğinin bilinmesi)
· Bilgi kaynaklarının belirlenmesi (kimin neyi bildiğinin bilinmesi)
· Kayıtlı bilgilerin düzenlenmesi
· Kayıtlı bilgilere erişilmesi (Klobas, 1997, s.45-46).
Bu işleri yürütebilecek kişiler üç çalışma alanından gelmektedir: İşletmeciler, enformasyon içeriği ile uğraşanlar ve enformasyon teknolojisi altyapısında çalışanlar. İşletmecilerin rolü; bilginin yaratılması, edinilmesi ve kurumun belirlediği hedeflere ulaşabilmesi için kullanımıdır. Enformasyon içeriği ile ilgili kişiler yöneticilerin kullanması için veri, enformasyon ve bilgileri sağlayan, düzenleyen, aktaran kütüphaneciler, belge yöneticileri ve veritabanı yöneticileridir. Bunlar işletmecilikte de uzmanlarsa bu işi doğrudan yapabilecekleri gibi, bu uzmanlıktan yoksunlarsa aracı rolü yüklenirler. Enformasyon teknolojisi alanından gelenler ise altyapıyı kurar ve bakımını, geliştirilmesini üstlenirler. Açıktır ki, bu alanlardan ikisinde bilgi ve deneyime sahip kişilerin bu rol için yeğlenmekte açık bir avantajları olacaktır. Örneğin, Avustralya ve Güney Doğu Asya'da enformasyon yönetimi alanında da bilgili işletme mezunlarına büyük talep vardır. Enformasyon sistemleri alanından gelenler kütüphanecilere göre işletmeciliğe daha yakındırlar ve mesleğin yüksek profili onlara kapı açmaktadır. Ancak bu alanda henüz başarılarını kanıtlayamamışlardır (Klobas, 1997, s.56).
Kütüphaneciler, bu alanda rol oynayabilmek için gerekli bilgi ve becerilerin çoğuna sahiptirler. Bu görüş, konuyla ilgili işletmecilik alanından gelen söz sahibi uzmanlarca da benimsenmektedir.Ancak, üst yöneticiler, bu sorumluluğu kütüphanecilere vermeğe istekli değillerdir. Kütüphanecileri gerçek yöneticilerin altında ekip elemanları olarak düşünmektedirler. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Bazan kurumlar bu işe mekanik bir yaklaşımla sadece bir sistem geliştirme işi olarak bakıp teknik birini yeğlemektedirler. Bilgi yönetimi anlayışının tam olarak kavranmış olduğu hallerde de, kütüphanecilerin işletmecilik anlayışına genelde pek yatkın olmadıkları düşüncesinin yaygın olması nedeniyle yeğlenmemektedirler. Özel kurumlarda kütüphanecilerin varlıklarını sürdürebilmek için bilgi ve becerilerini geliştirmeleri gerekmektedir. Yöneticilerin kütüphanecileri zayıf buldukları alanlar işletmecilik bilgilerinden yoksun olma ve bu işe yatkın olmamanın yanında; yetersiz ekip çalışması ve liderlik becerileri; enformasyonla kurumun hedefleri arasındaki bağlantıyı görememe; analitik beceriler ve enformasyon teknolojisi ve sistemleri konusunda yetersizliktir. (Klobas, 1997, s.56, Abell ve Chapman, 2000, s.573).
Az sayıdaki kütüphanecilik kökenli bilgi yöneticilerinden biri olan Maureen Wainwright, yerinde bir saptamayla, yukarıda belirttiğim alanlar dışında iletişim ve değişimle baş edebilmenin de kazanılması gerekli önemli beceriler olduğunu savunuyor (Wainwright, 2000, s.577). Kütüphanecileri bilgi yöneticisi pozisyonlarına başvurmağa teşvik eden bir yazıda yükselmek isteyen kütüphanecinin kendisine sorması önerilen biraz uzunca bir sorular listesine gelin bir göz atalım:
· Ben bu kurumun yaptığı işi biliyor muyum? Önemli yanları neler?
· Kurumsal hedefleri anlayabiliyor muyum? Bu hedeflerin içeriği ne?
· Hangi kararların hayati önem taşıdığını biliyor muyum?
· Para kazanması gereken biri veya araştırma direktörü ya da planlamacı olmanın nasıl bir şey olduğunu anlayabiliyor muyum?
· Bu kuruma ve burada çalışan insanlara saygı duyuyor muyum?
· Eğer duymuyorsam burada işim ne?
· Kurumun çalışmalarını destekleyen bilgiler konusunda ne kadar bilgiliyim?
· Hala benim işimin dış kaynaklı bilgiler olduğunu ve kurum içi bilgilerin bir başkasının derdi olduğunu mu düşünüyorum?
· Bilgi yönetiminde başka kimler var?
· Enformasyon alanında çalışan bir grup mu var, yoksa birbirine kuşkuyla bakan ve işini ketumiyetle yapan bireyler mi var?
· Bilgiye kim önem veriyor?
· Kim kurumu bütünüyle kucaklayan geniş bir görüşe sahip?
· O kişi ben olabilir miyim?
· Stratejik düşünebiliyor muyum? Düşünemiyorsam bu konuda ne yapabilirim? (Abell & Chapman, 2000,s.573)
Büyük düşünmek ve yükselmek istemeyenler bile bence bu soruların hiç değilse bir kısmını kendisine sormalı. Çünkü başarılı bir ekip elemanı olabilmek için de bütünü görebilmek gerekiyor. Her kuruluş bilgi yönetimini benimsemeyebilir. Örneğin The British Council'da bir süre bilgi yönetiminden söz edilmekle birlikte bu yaklaşımdan uzaklaşıldı ve bilgi paylaşımından söz edilmeğe başlandı. Uygulamada ise teşvik edilen bir kaç öge vardı: Intranet'in etkin kullanımı; listeler kanalı ile etkin iletişim ve kimin hangi bilgi ve becerilere sahip olduğunu gösteren bir veritabanı düzenlenmesi. Bu sonuncusu henüz yaşama geçirilemedi. Intranet, Web sitesi ile birlikte Enformasyon Hizmetleri Birimi'nin sorumluluğu altında. The British Council örneğinde görüldüğü gibi bilgi yönetimi yaklaşımının uygulanmaması halinde de kurumun belli bilgilere gereksinimi vardır. Bu bilgilerin düzenlenmesinde hala bir rol oynamak söz konusudur. Ama bu tür rollere talip olacak başkaları da çıkabilir. Bu işi en iyi kendisinin yapabileceğine yöneticileri ikna eden işi alacaktır.
Özel kurumlardaki muhtemel gelecek durumu bir ölçüde ortaya koyduğumu umut ediyorum. Şimdi izninizle üniversitelerdeki gelişmeleri gözden geçirelim. Konuşmamın başlarında, üniversitelerde kaynağa dayalı öğrenim modeli ile açık ve çevrim-içi öğretimin ön plana çıkmasının mesleğimizi nasıl etkilediğini ele alacağımı belirtmiştim. Bu modellerin önem kazanması öncelikle üniversitelerin günümüz teknojilerinden etkin bir biçimde yararlanmak suretiyle artan öğrenci sayısı karşısında durum almasının bir gereği olarak ortaya çıkmıştır. Ancak, artan öğrenci sayısı yanında yüksek öğrenim kurumlarını etkileyen başka ögeler de vardır. Örneğin İngiltere'de son on yılda üniversiteleri kaynağa dayalı eğitime yönelten etkenler şunlardır:
· Öğrencilerin yaşları ve akademik profillerinde çeşitlenmenin giderek artması
· Rekabetçi ve müşteri odaklı bir kurum kültürünün gelişmiş olması
· Maliyetlerin düşürülmesi gereği
· Öğrencilere mali desteğin burslardan kredilere ve aile katkılarına dönüşmesi
· Modüler programlar düzenlenmesi
· Araştırma Değerlendirmesi Uygulamasına geçilmesinden sonra akademisyenlerin araştırmaya daha önem vermeleri
· Öğretim Kalitesi Değerlendirmesi ile öğretim kalitesine odaklanma
· Bilgi teknolojisi alanındaki gelişmelerin sağladığı olanaklar (Maureen Jackson, 2000, s.1)
Yurtdışına da yönelen açık ya da çevrim-içi eğitim için bunlara küresel rekabeti de ekleyebiliriz.
Özetlemek gerekirse, daha dar bütçelerle daha fazla öğrenciye kaliteli bir öğretim sunmak ve aynı zamanda araştırmalar yürütmek söz konusudur. Bu da üniversitelerin öğrenci merkezli, kaynağa dayalı öğrenme modeline yönelmelerine yol açmıştır. Bu modelde öğrenciler geleneksel biçimde derslere girmek yerine kendi kendilerine ya da gruplar halinde öğrenim kaynaklarını kullanarak kendi kendilerine öğrenirler. Böylece bir yandan öğrencinin öğrenme deneyimi zenginleşir ve genişlerken, öte yanda da öğretim üyesinin grup halinde veya tek tek öğrencilerle ilişki kurmak için zamanı kalır. Genelde örneğin İngiltere'de üniversiteler geleneksel derslerin yanında bu yeni modele değişen oranlarda yer vermektedirler.
Öğrencilerin kaynağa dayalı öğrenimden etkin biçimde yararlanabilmeleri için
· kütüphane / öğrenim kaynakları merkezlerinde daha geniş çalışma alanına yer ayrılması;
· daha fazla bilgisayar sağlanması;
· hizmet saatlerinin bazı hallerde 24 saate varabilecek ölçüde artırılması;
· bilgisayar ve modem kiralama olanakları yaratılması;
· daha fazla CD-ROM ve elektronik veritabanı ve bunlara ağ üzerinden erişim olanakları sağlanması;
· elektronik kaynakların kullanımında rehberlik edilmesi;
· e-posta ve Internet erişim olanakları sağlanması;
· daha fazla görsel-işitsel materyal sunulması gerekmektedir.
Bütün bu gereksinimleri karşılamanın yanında kütüphaneciler kaynağa dayalı eğitime katkıda bulunmak için alışılagelmiş, kütüphanede mevcut kaynaklarla hizmetlerin tanıtımı, kaynak sağlama ve düzenleme, kullanıcı eğitimi ve rehberliği, akademik personel ve bilgi-işlem birimi ile ilişkileri yürütme gibi işlerin yanında bilgi teknolojisi ve enformasyon okur-yazarlığına yönelik modüllerin planlanması, üretilmesi ve uygulanması görevini de yüklenmektedirler.
Bu gelişmeler tüm üniversite kütüphanecilerini değişen ölçülerde etkilemiştir. Bunları gerçekleştirmek için yeniden örgütlenmek ve yapılanmak gerekebilmektedir. Kaynak seçiminde kolay kullanılabilirlik, arayüz standardizasyonu, teknik uyumluluk gibi faktörlerin değerlendirilmesi önem kazanmaktadır. Konu kütüphanecileri ders programlarının geliştirilmesinde ve onaylanmasında akademik kadro ve bilgi-işlemcilerle çok daha yakın bir ilişki içinde çalışmak durumunda kalmaktadırlar. Okuyucu hizmetlerinde çalışan asistanların kaynaklar kadar teknolojinin kullanımında da kullanıcılara yardım edebilecek becerilere sahip olmaları gereği ortaya çıkmıştır.
Bu yeni modellerin uygulanması halinde personelin bir hayli alanda eğitim alması söz konusu olabilir:
· Bu uygulama konusunda temel bilgilendirilme ve kendilerini nasıl etkileyeceği konusunda aydınlatılma
· bilgi teknolojisi becerileri kazandırılması ve bunlaın sürekli güncelleştirilmesi
· Elektronik kaynakların kullanım ve değerlendirilmesi konusunda eğitim
· Öğrenim materyallerinin üretimi ve elektronik kaynakların yaratılması konusunda eğitim
· Yeni roller, yeni sorumluluklar ve bazan yer değişikliğine uyumlanabilmek için değişim yönetimi eğitimi
· Komitelerde ve gruplarda diğer bireylerle etkin biçimde çalışabilmek için iletişim becerileri eğitimi
· Ekip çalışması ve ekip yönetimi konularında eğitim
· Artan iş yükü karşısında planlama ve öncelikleri saptamada başarılı olabilmek için zamanı iyi kullanma eğitimi
· Kullanıcı eğitimini geliştirmek için konu kütüphanecilerinin öğretim ve öğrenim yöntemleri konusunda eğitimi
· Konu kütüphanecilerinin Internet kaynaklarını saptama ve değerlendirme , konusunda eğitimi (Jackson ve Parker, 2000, s.3).
Bu saydığım alanlar kaynağa dayalı eğitim modeli için belirlenmiş olup çevrim-içi eğitim veren sanal üniversitelerde uzaktan kullanıcı eğitimi ve çevrim-içi destek verebilme becerilerini de kazanmak gereği doğmuştur. Açık öğretim programı uygulayan Sheffield-Hallam Üniversitesi Kütüphanesi'ne bağlı Öğrenim Merkezi'nin Açık öğretim destek sayfası başarılı bir uygulama örneği oluşturmaktadır.
Sanal eğitimde üniversite kütüphanesinin uzaktan öğrencilere verdiği destek kurumdan kuruma değişmektedir. Bu yalnız elektronik kaynakları açıp, "basılı kaynaklara gereksinimiz varsa bizi ziyaret edebilirsiniz" tavrından; posta ile ödünç kitap ve makale fotokopisi göndermeye kadar uzanmaktadır (Craig, 2000). Uzaktan verilen desteğe ek olarak, öğrencinin bulunduğu yerdeki uygun kütüphanelerden yararlanması için anlaşmalar da yapılmaktadır. Bu da kütüphaneciler için pazarlık becerilerini gerektiren yeni bir alan oluşturuyor. Örneğin beş ülkede başlatılan bir pilot proje çerçevesinde The British Council Kütüphaneleri belirli İngiliz üniversitelerinin açık öğretim programlarına kayıtlı öğrencilere destek vereceklerdir.
Giderek yaygınlık kazanması beklenen bu öğretim modellerinde kütüphanelere önemli bir rol düşmesi gerekir. Ancak, bazı üniversitelerde üst yönetimler maliyeti düşük tutmak için açık öğretim programlarında bilgi sağlamanın önemini gözardı etmektedirler. Avrupa'da bu durumun örnekleri vardır. Sınırlı metinlere dayalı "'Şunu oku ve sınava hazırlan` eğilimi üniversiter eğitim kavramına aykırı olup bu tür bir yaklaşım çok düşündürücüdür. Kütüphanecilerin yılmadan buna karşı çıkmaları gerekecektir" (MacDougall, 2000, s.5).
Görüldüğü gibi hangi sektörde çalışırsak çalışalım yeniliğe açık olmak ve gerekli yeni becerileri kazanmak durumundayız. Bu becerilerin bir özetini Elkin'den aktarmak istiyorum:
· Yüksek düzeyde enformasyon yönetimi becerisi
· Yüksek düzeyde yönetim ve liderlik becerisi
· Çeşitli sektörlerde yararlı olabilecek aktarılabilir beceriler
· İletişim becerisi
· Esnek ve uyumlanabilir olma
· Yenilikçi ve yaratıcı olma
· Önetkin olmak (Elkin, 1997).
Yönetim becerileri içinde vurgulamak istediğim iki beceri yukarı doğru yönetim, yani sizi yönetenleri yönetmek ve sunum becerisi (Morris, 1996, 78-81). Bunların ayrıntısına zaman itibarile giremeyeceğim. Ama bu konularla bugüne değin ilgilenmediğseniz ilgilenmenizi öneririm. Sözünü ettiğimiz becerilerden kimisi kişisel, kimisi kurumsal, kimisi de mesleki beceriler. Şimdi bunların bir sınıflamasına girmek niyetinde değilim. Ama şunu belirtmekte yarar var ki ne kadar iyi bir eğitim almış olursak olalım bu üç alanda da becerilerimizi sürekli geliştirmek zorundayız ve işin çoğu eğitim sonrası döneme kalıyor (Elkin, 1997). Burada beğendiğim bir alıntıya yer vermek istiyorum: " İş güvenliği yalnızca bugün dünden daha fazla yeteneğe sahip olmaktan geçer" (Morris, 1997, s.87).
Heyecan verici ama o ölçüde de savaşım gerektiren bir gelecekle karşı karşıyayız. Heyecan verici çünkü yeni fırsatlar var. Savaşım gerektiriyor çünkü aynı işlere başkaları da talip olacaktır. Yeni fırsatlar daha çok kurumlarda fonksiyonel birimleşmeden farklı becerilere sahip ekip çalışmasına geçilmesinden kaynaklanıyor. Örneğin İngiltere'de son zamanlarda iyi mezunlar medya ve iletişim alanından iş teklifleri almaya başlamışlardır (Raven, 2000, s.566).
Çalışma alanını duvarları, rafları ve ciltleri ile fiziksel bir ortam olarak algılamanın ötesine geçemeyen kütüphaneciler, bu yüzyılın bir evresinde, endüstri devrimi çağında tezgahı artık işe yaramayan dokuma ustasının konumuna düşebilirler. Ama dünyaya at gözlükleri ile bakmıyor ve yanlamasına da düşenebiliyorsak Uzay Yolu dizisinin ünlü uzay gemisi Atılgan'da Dr Spock'un tüm sorularına yanıt veren bilgisayar sistemleri çağına gelsek bile, belki adımız artık kütüphaneci olmaz ama, bilgiyi düzenleme, filtreleme ve aktarma becerilerimizle hangi adla olursa olsun, biz, bu kez de o bilgisayarın arkasındaki ekibin içinde var oluruz. Ben geleceğe hazırlanabileceğimize tüm yüreğimle inanıyorum. Saygılarımla
Kaynakça
Craig, Ann. (2000). "Library Services for Distance Learners," http://www.worc.ac.uk/services/library/Learning/Distance/DLreport.html
Abell, Angela ve Darron Chapman. (2000). "Even greater expectations," The Library Association Record, 102 (10): 572 - 573
Corrall, Sheila ve Antony Brewerton. (1999). The new information professional's handbook. London: Library Association Publishing.
Corrall, Sheila. (1999)." Knowledge Management: Are We in the Knowledge Management Business?," Ariadne [Çevrimiçi] Elektronik adres: http://www.ariadne.ac.uk/issue18/knowledge-mgt/
Elkin, Judith. (1997). "Beyond the Beginning: The Global Digital Library," http://www.cni.org/regconfs/1997/ukoln-content/repor~12.html
Jackson, Maureen ve Sandra Parker. (1996). "Resource based. Resources based learning and the impact on library and information services," http://ilm.unn.ac.uk/impel/rblrng.htm
Klobas, Jane E. (1997). "Information services for new millenium organizations: libraians and knowledge management," . Libraries for the new millenium; implications for managers içinde ( 39-64).
London: Library Association Publishing.
MacDougall, Alan. (1998). "Supporting learners at a distance," Ariadne, [Çevrimiçi] Elektronik adres: http://www.ariadne.ac.uk/issue16/
Morris, Beryl. (1996). First steps in management. London: Library Association Publishing.
Raven, Debby.(2000). "The information chameleon," The Library Association Record, 102 (10): 566 - 567.
Rydberg-Cox, Jeffrey A. et al. (2000). "Knowledge manageement in the Perseus Digital Library," Ariadne, [Çevrimiçi] Elektronik adres: http://www.ariadne.ac.uk/issue25/
Wainwright, Maureen. (2000). "A school for scandal?," The Library Association Record. 102 (10): 577.